​Sen yokken

zaman, on iki hayvanlı takvimde kaplumbağa idi.
Bir ara tavşan ile yarışa girdi
fakat bitmedi bir masal gibi.

Sincaplar bir ulusları olmadığı için ulusal yas ilan edemedi.
İki ceviz kırıp birkaç fare dövdüler.

Farelerden biri bizim eve girdi.
Uyuyabildiğim bir gündü.
Fare annemi uyandırdı,
annem beni..
Ben azraili…
Azrail tamtakımdı.
Fareyi aldı.

Sen yokken
Fare de gitti.

Homeros’u daha iyi anladım.
Sevdayı gizlemek elverişsiz bir çabaymış.
Çaba ise gereklilik.

Ve sen bütün gereklilikleri toplayarak yanına gittin..
Bense hiçbir konuda hem fikir olmayan fakat her konuda uzlaşmacı daireler çizdim.
Birinin içinde ağladım,
ötekiler ağladı.
Ötekiler içimde ağladı..

Var oluşun üzerine kadeh kaldırdığım günler acımasızdı.
İçtiğim su bile barut oldu,
bağırsaklarım Charonion güzergahı.

Dedim sana!
Sevmek her zaman yarım kalan bir iştir.
Mühim olan
huzursuzluk ininde huzur ile seviştir.

Ve ben düşlerken
var olmaya başlamanın sevinci ile sancısını
Yüksek binalara eşdeğer kelimeler ürettim kendime.
Başka ülke çocuklarına acıdım.
Kendi kendime acıdım.
Kendi kendimi kendime tükürdüm.

İştar doğarken toprak acımış mıdır!?
Bilmiyorum!.
Sen doğarken ben acıdım..

Sen yokken!
İki kere
başka yerlere taşıp geri döndüler
Tanrının üzerine bastığı kuşlar,
kendilerine göçmen diyerek.

Sen dönmedin.
Sen taşmadın.
Sen göçmedin.
Sen gittin.

Sen yokken
yüksek süratsizlikle dönen zaman
Doğruyu gösterircesine vurdu göğsüme.

Sonra..
Sonra ben,
bağırsaklarını toplamaya çalışan adam umuduyla
papatyalar biriktirdim.

Sonra..
Sonra yaşadım
Yaşamak denirse.
Sen yokkken işte.

Denedim bir çok kere
Yazılmıyor yokluğunda
tek kelime bile
bir gülücüğü öpmek üstüne..