Merhaba sevgili okur. Akdeniz’in en büyük üçüncü incisi Kıbrıs’tan minik bir esintiye davet ediyorum sizi. Yazının konusu ne Kıbrıs’ın cânım kıyıları, casinoları ne de istila dolu tarihi geçmişi. Biraz daha günümüze yakın, tarihte unutulmaması gereken yerlerden biri olan Mavi Köşk ya da namı-ı diğer Kaçakçının Köşkü. Yolu düşenler, rehber eşliğinde ziyaret edenler olmuştur muhakkak. Ben haberdar olmayanlar, anılarını tazelemek isteyenler ya da “aman canım fazla bilgi de göz mü çıkarır?” diyenler için bir şeyler hazırlamaya çalıştım. Buyurun başlayalım:

111111Mavi Köşk Girne’ye bağlı Çamlıbel beldesinde, askeri bölge içerisinde yer alan bir ziyaret merkezi. 2 lira gibi cüzi bir ücret ödedikten sonra Kıbrıs Türklerine uygulanan katliam fotoğraflarının sergilendiği resepsiyon bölümünden itibaren bir rehber eşliğinde köşkü gezmeye başlıyorsunuz. Tahmin edilebileceği üzere fotoğraf çekmek yasak. Köşkün sahibi  İtalyan asıllı bir rum olan Paulo Paolides.Kendisi zamanında Kıbrıs’ın o dönemki cumhurbaşkanı Makarios’un avukatı. Bu mesleği bir paravan olarak kullanan Paolides 1963 yılında başlayan katliamların başaktörlerinden biri aslında. EOKA terör örgütü başta olmak üzere Kıbrıs üzerinden dünyanın birçok yerine silah pazarlayan Ortadoğu’nun en büyük kaçakçısı konumunda, tam bir İtalyan mafyası.

Köşkün yapım tarihi 1957. 2 katlı, 16 odalı bu köşke dair rivayet odur ki: Paolides mimarı ve köşk yapımında çalışan tüm işçileri öldürmüş. Şuraya vikipedia misali “kaynak gösterilmeli” yazmak geldi içimden ama tarihte çok gizli ya da çok üstün özellikli yapıların mimarlarını öldüren, kör eden psikopatlara rastlamak mümkün. En basitinden Prag’daki saat kulesi geliyor şu an aklıma. Her neyse bu köşkle ilgili bilmemiz gereken özelliklerinden biri silah ticaretinin yapıldığı yer olduğu için alınan güvenlik tedbirleri ve tam manasıyla zevk düşkünü Paolides’in lüks hayatının merkezinde yer alması.

Girer girmez sizi bir müzik salonu karşılıyor, İngiliz yapımı piyanonun hemen sağında ise süt banyosu için yaptırılmış bir havuz var. Burada zamanında Sophia Loren’in de ağırlandığını öğreniyoruz. Köşk içerisinde birbirinden kıymetli tablolar var. Ve yine Paulo Paolides’in fotoğrafına denk geliyorsunuz. Bilinen bu tek fotoğraftan köşkte bir adet var geri kalanlar ise çoğaltılmış. Trench, fötr, sigara üçlemesiyle gördüğümüz Paolides clark çekerek poz vermeyi de ihmal etmemiş. Köşkteki çalışma köşesi ise ilgi çekici. Masasının üzeri ceylan derisi ile kaplı ayrıca Makarios tarafından kendisine hediye edilmiş. Bu yüzden manevi değeri yüksekmiş onun için. Hatta çok sevdiği köşkten ayrıldıktan/ kaçtıktan sonra bu masayı istemiş özel olarak. Acaba masada gizli bilgiler mi var diyerek masayı parçaladıktan sonra birleştirmişler. Ben bunu sonradan öğrendim ama söylendiğine göre dikkatlice incelendiğinde bu izleri fark etmek mümkünmüş. Yine çalışırken kullandığı sandalyesi de ilginç. Sırt kısmı oturduktan sonra bir duvar sertliğine ulaşan bu sandalyenin alt kısmı da yaklaşık 2 saat gibi bir süreden sonra aynı şekilde rahatsızlık veriyormuş. Bu da oturan kişinin uykusunun gelmesini engelleyerek daha uzun süre çalışmasını sağlıyormuş.

Paolides’in çalışma köşesi

Köşk içerisindeki süt banyosu

Köşk içerisindeki süt havuzu

paulo-paolides       Üst katlara çıkarken her odanın farklı bir renkte olduğu bilgisi veriliyor size. Bu aslında o dönemlerde moda olmaya başlamış. Köşkte mavi, kırmızı, sarı, yeşil oda bulunuyor. Yani en azından bunlar gezdirilenler. Her odanın kendine has özelliği var. Örneğin kırmızı oda mafya toplantılarının gerçekleştiği oda. Bu odada bir Fransız ressamın hediyesi olan “Meryem Ana” tablosu bulunuyor. Dünya’da türünün ender örneklerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Odanın hangi köşesine gidiyorsanız gidin Meryem Ana’nın ayakuçları, dizleri, gözleri, elleri sizi takip ediyormuş hissi uyandırıyor. Tabloda Meryem Ana’nın başındaki hale som altından, elindeki tas ve gerdanlık ise altın suyuna batırılarak yapılmış.

4863308390_3a4b343e0f_oYeşil oda; dinlenme odası olarak kullanılıyormuş. Burada bulunan tekli koltukların kuş tüyünden ve ince yaydan yapıldığını, bu yüzden stres koltuğu olarak kullanıldığını öğreniyoruz.

Mavi oda; Paolides’in odalarından biri ya da tercihen misafir odası olarak kullanılıyormuş. Burada dikkat çeken bir ayrıntı ise dua köşesi. Bu köşede kendisine Uzak Doğu’dan hediye olarak getirilen 9 boyutlu bir ayna bulunuyor. Bu ayna sayesinde dua etmek için yüzünü duvara döndüğünde odanın geri kalanını da görmeye devam edebiliyormuş. İşte insanın düşmanı çok olunca böyle oluyor demek ki.

4863305902_a8820fdab3_o       4863304912_173525e7f3_oVe gelelim sarı odaya. Bu oda köşkten ayrı bir temelde sonradan inşa edilmiş, depreme dayanıklı bir oda. Çocuklar için ayrılan sarı oda aynı zamanda deprem durumunda bir sığınak olarak kullanılıyormuş. Oda içerisindeki her şey çocuklar için minyatür olarak tasarlanmış. Katledilen çocuklar için silah pazarlamış birinin böyle bir oda hazırlamış olması da ayrı bir ironidir. Bu odaların bulunduğu koridordaki bana göre en ilginç nesnelerden biri de denge simgesi balerin heykeli. Bu heykelin özelliği devrilmemesi bir nevi hacıyatmaz yani. Ancak tabi ki de Paolides bunu çoluk çocuk geçerken oynasın diye koymamış oraya. Balerinin düşeyazarken çıkardığı ses köşkün neredeyse her yerinden duyulabiliyormuş. Bu yüzden bir deprem habercisi olarak kullanılıyormuş.

Sıra Paolides’in odasında. Sade diyebileceğimiz odada yatağın arkasında kapaklarla örtülü bir bölme görüyoruz. Sorduğunuzda size çatıya doğru açıldığı söylenebilir. Eskiden bunun açıklaması yapılıyormuş, şimdi neden böyle söylendiğini ben kavrayamadım açıkçası. Zira 1974 harekâtında Paolides burada bulunan tünelleri kullanarak kaçmayı başarmış. Kaçarken de tüneli havaya uçurmayı ihmal etmemiş.

4862686795_7233d361df_o (1)

Bukalemun derisiyle kaplı dolap ve özel servis sehpaları

 

Yine köşk içerisindeki diğer detaylardan bazıları ise şöyle: Köşkte hala çalışabilir durumda klima sistemi bulunuyor. Bunun o dönemlerde ne kadar büyük bir lüks olduğunu belirtmeme gerek yok herhalde. Köşk içerisindeki perdeler ise 3 kat elyaftan yapılmış. Bu sayede perdeyi çektiğiniz zaman oda ya da salon sesten ve ışıktan izole oluyor. Benim ilgimi çeken eşyalardan biri ise bukalemun derisiyle kaplı dolap olmuştu. Bu dolabın özel ilacını sürdüğünüzde mevsimine göre renk değiştiriyor. Paolides kaçtıktan sonra köşke yardımlarda bulunmaya devam etmiş. Ancak ölümüyle birlikte yardımlar kesilince dolap en son ilaçlandığı mevsim olan sonbaharı temsilen sarı renginde kalmış.

 

 

4863310526_8ce76576f3_o

Bar bölümü

Köşkten havuz kısmına doğru geçerken bir bar bölümü görüyoruz. Paolides buraya kendi burcu olan ikizler ile birlikte bazı burç simgelerini yerleştirmiş. Biraz daha ilerleyince yolumuz tavernaya açılıyor. Hala çalışır durumdaki kuzu çevirme makinesini görüyoruz girişte. Yine dikkat çeken detaylardan biri ise masaların farklı renklerde olması. Hangi renkli odada kalıyorsanız o renkli masaya oturuyormuşsunuz. Bu da masa kavgalarının önüne geçmek içinmiş. Ve tavernadan bahçeye açılıyor yolumuz. Karşınızdaki havuza merhaba deyin. Tam yanı başında konukların içkilerini doldurabileceği aslanlı çeşme ve İtalya özleminin anısına Roma’da ki  Aşk Çeşmesine ithafen mini bir dilek havuzu bulunuyor.4862686263_362d20db7b_o

Bahçenin sonundaki vadiye doğru yönelirken zeminde sarı nokta ile işaretlenmiş bir bölge görüyorsunuz. Paolides kaçakçılığının yanı sıra bir avukat olduğundan davalara çıkmadan önce burada konuşarak prova yapıyormuş zamanında. Bu bölgenin akustiği çok iyi ayarlanmış öyle ki oradan konuştuğunuzda sesiniz kulaklarınıza doluyor ve kendinizi bir amfide seslenir gibi hissedebiliyorsunuz.

4863307290_cb3b9da1bb_o       Köşk gerek yamaç üzerindeki konumu gerekse ağaç dallarından dolayı dışarıdan görülemiyor. Paolides köşkün yerini seçerken özellikle silah ticaretinin yapıldığı limanı görmeyi göz önünde bulundurmuş. Hava açık olduğunda sol taraftan Anamur’u bile görmek mümkün. Yine tam burada bir de siper bulunuyor. İki nöbetçi ile sürekli gözlenen vadi limanına gelen gemilerle, ışık yardımıyla mors alfabesi kullanarak haberleşiliyormuş. Vaktiniz varsa köşkün bahçesine konulan banklarda oturup uzuuuun uzuuuuun düşüncelere dalabilirsiniz.

Ve son olarak Kıbrıs sadece plaj turizmi ile anılmaması gereken bir yer. Orada hem Türk kesimi hem Rum kesimi için bir tarih yatıyor. Adanın tarihsel sürecine Girne Kalesi’ne çıkarak şahit olabilirsiniz. 1963-1974 yılları arasında uygulanan terör saldırılarının simgelerinden biri olan “Barbarlık Müzesi”ni ziyaret edebilirsiniz. Mavi Köşk ya da Barbarlık Müzesini ziyaret etme tavsiyesini kini, öfkeyi taze tutmak ya da tüm Rumlara önyargı oluşturmak için vermiyorum elbette. 25 Aralık 1963’te şu an Barbarlık Müzesi’ne çevrilen o evde Mürüvet İlhan ve 3 çocuğu, Feride Güdüm katledildi. Peşi sıra bu tip katliamlar,köylere yapılan saldırılar tam 11 yıl sürdü. Tüm bu katliamların sorumlusu çeteler, teminatçıları, destekçileri bir şekilde kurtulmayı/ kaçmayı başardı. Yeterince sahip çıkılamamış yavru vatana. Masum olmanın bedelini ödemiş insanlar, bizse hukuki olarak bile arayamamışız hakkımızı. Bu dönemde doğruyu haykırmak zor olan. Ölen insan kim olursa olsun bir masumsa, susuyorsak bir de orada dönüp sorgulamamız gerek bazı şeyleri. Hakkı yaşayıp, Hakkı haykıran tüm güzel insanlara Kıbrıs’tan selam ile…