Kendine İyi Bak

Kendine iyi bak. Dünya zalim, insanı yobaz, gecesi ifrit gözleri gibi derin! Kendine iyi bak, bak ki solmasın güllerim. Bak ki, ben de bakayım aynalara, yüzüm olduğunca sığınayım Dünya’ya rahat rahat. Sineme alabileyim selamları, kendine iyi bak ki yastığa başımı yüksüz bir şekilde bırakayım. Şarkılar bana nağme yapsın, huzur bana ziynet bıraksın…

Kelimelerim artık yük, yük ki bir başa bela, bir cana musallat… Onlarca insanın gözlerinin önünde idama mahkum tutulmuş can gibi, can ki tüm sefaletini dar ağacına atmış biri… Elimden “iyi bak” demekten başka bir şey gelmiyor, ellerimdeki kanı hiç bir buse dindirmiyor, bu yangını hiçbir yel söndürmüyor. Kimi cam kıyısında bekliyor, kimi can kıyısında… Ama bekliyor, bekliyor ki elem dolu sabahları güne karşı süzüyor. Ah varlığıyla yokluğu zehir olan kadın, ah saçlarından olan darağaçlarında canımı alan kadın… Ah yüreğimin ince sızısı, sanatımın kan pıhtısı, yüreğimdeki şarkıların tatlı tınısı, yetim yüreğimi okşa. Enseme düşen yağmur taneleri gibi ufak ufak dokun, ufak ufak sel ol, damla yüreğime!

Bu vakit yaman, bu ölüm gibi bir şey, bir yokluk, bir yakarış… Vah sevdalara sanat olan adamlar! Kirli martılar çöplüğünde sigara tüttüren amcalar! Vah size vah! Masalıydı gözlerin, sözlerime geceleri ve yanımda saklı kaldı, unuttum tüm heceleri.. Geceleri bir kandile üfleyip, usulca yastığıma başını bırakamayacağını düşünmek bile canıma katran karası sürüyor. Bu elem dolu kağıda, yazılıyor niceleri.

Görüyorlar! Görünce söylüyorlar, söyleyince gözlerimde ölüyorlar. Belki rüzgar ve kum saçlarını örüyorlar, beni de yavaşça toprağa gömüyorlar. Belki bir umut gelir, belki bir heyecanla serilirim. Bir gün Kaf Dağı’na sığınırım, gözlerine deliririm. Belki umut olur, bir kandil daha aydınlanır… Kendine iyi bakarsın, ruhum sükunete sarılır.

Bu yalnızlık başa bela, püsküllü ve kirlidir. Bu yalnızlık başa bela, bir yangına meyillidir. Seni de seven sevdi, gözlerim daha doymadı. Beni de seren serdi, toprağının köşesine. Şimdi usul usul, dokun şakağıma.. Alnım ak olsun, gönlüm ise kara. Bu karanlık başa bela, yalnızlık gibi… Ve sen kadın, bir gün olurda gidersen ardına bakma, ardın derin bir kuyudur, ben de içine düşmüş bir düş. Kar demeti gibi sonsuz, farklı farklı desenlerim… Sen ise çölsün, kumlar üstünde zemin, yerler altında bir garip çölsün. Bırak şimdi düğümleri, yaşamı ellerin çözsün. Boğazımın girdabında yutkunmadığım bir yudum su gibi duruyorsun, sen bir yudum gibi özsün… Canına hangi halimi sunsam bilemedim, hallerim nicedir. Ötesinden gelir varlığımın kanatları, ruhum ise tek gecedir.

Anlat, sabaha kadar dinleyeyim. Sabah olsun, akşama kadar seyredeyim. Susup pusup bir açlık bölsün sohbetimizi, bir anlık konuşalım. Soframızda sevgi olsun, doymadan kalkmayalım. Gözlerinin koyusunda, kırk yıl hatırı olan kahvesinden yudumlayayım. Gözlerinin kahvesini bir yudum seyredeyim… Bir kerede olsa gözlerinle laf edeyim! Bu sefer dinle, anlatan ben olayım; Karşıma sen çıksa o gece sokaktayım. Sokakta nağralar, sanki olayım! Polisler, bekçiler mahallede beni arasın, ben yanında kalayım, yanı başında dursun benliğim, söz bu sefer ben anlatayım. Dinliyorsun, ilk defa gözlerin sözlerimin öbeğinde, kulakların nefesimin ötesinde. Bu kadar yakınken dinliyorsun, kendince tavır alıp, dinliyorsun. Lakin sokakta ses yok, gece epey olmuş. Martılar mesaide, kargalar çoktan uyumuş, kediler kah orda, kah burada… Ve sen dinliyorsun, kendine iyi bakmasanda!

Yazar Hakkında
Toplam 30 yazı
ozgegok
ozgegok
Yorumlar (Yorum yapılmamış)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Bir Şeyler Ara