Gözyaşlarını Terk Eden Adam (II)

Kova kova alınır bir kuyudan sular

ölümün gelişi gibi.

Kuyuda su azalmaz elbet.

Kovadır eskir,

çok su alırsa bir zeytin

vakit gelmiştir.

 

Gözyaşlarını Terk Eden Adam I 

 

Hiçbir zaman yeterince büyünmez imiş ,

anladı adam.

Kör ve sağır yaşadı bir süre.

Sevdanın kolu kapadı yolu.

 

Karalar bağlayan insanlar,

bir bir yok oldu gözünde.

Ağlamaktan yorgun düşen bir halk,

an gelir güler dedi.

Yılgın sevdalar,

sevda değildir!

Yaşamın tadını vicdansızlıkta bulanlar,

ne de şanslılar!

Ve kayboldu umudun içerisinde gittikçe küçülerek.

 

Arabasının camını silerken parmağını kesti çocuklar.

Mezar çiçeği satanlardan besledi sevdasını.

Büyüdükçe ruh yiyenler,

yedikçe alçalanlar,

an gelir bir masalın kahramanı olurlar…

 

Gülümsemeyen bir çocuktu

ağlayamayan bir adam oldu

ve Tanrı ona gözyaşları yerine

büyükçe bir sevda verdi.

 

Adam sevdayı

bir taşı yontmak kadar

bir güneş olup yakmak kadar,

bir bulut olup durmak

bir rüzgar olup esmek

bir taş olup yontulmak kadar sevdi.

 

Uğruna oldu nefsi kadar nefesi…

 

Öyle değil midir ki

bilye tanesi kadar mutluluk görünmez yapar dünya kadar kederi.

Öyle değil midir ki

içilesi yapar kaynar suyu birkaç çay tanesi.

 

Kaderi sevdayı taşımakmış gibi

taşıdı sevdayı adam.

 

Öyle ki;

kapardı gözlerini

kuşlar susar

dereler akmaz

insanlar yoktur

hayatın acımasız yükünün acıttığı her şey

tek tek ayrılırdı huzurundan

ve yalnızca sevdası kalırdı geriye.

 

İşte tam da böyle anlarda hatırlatır

yasak meyvenin acı tadı kendini.

 

Adam sevdadan kopmak istese bile kopamayacaktı.

Şayet aynen öyle söyledi Tanrı.

 

Ama Tanrı şöyle demedi:

Sevda asla terk etmeyecek seni.

 

Mezar çiçeği satanlar ceset kokmaz

ama cesettir örttükleri.

 

Bir çiçek gibi örttü adam

sevdasının çürüyen yerlerini.

 

Büyük sevdaların küçük çürükleri olmaz.

Sevda varlığıyla canlanan bir bedenden

gider ise sevda

geride bir beden kalmaz.

 

Düşer düşmez sevda kolundan

bir yara açıldı göğsünde adamın

ve ağırlaştıkça gözyaşı dolan bileziği

iki parçaya ayırır oldu bu yoksun bedeni.

 

Gözyaşları gözlerini parçaladı.

Bedeni ve yaşları adamın,

yedinci günün günahı ile suladı toprağı.

 

Adam öldü..

Sevda dağıldı.
Ve durmadan aktı Pişon.

 

Ve yalnızca şu söz kaldı söylenesi geriye

‘mezar çiçeği satanlar

ne de şanslılar.’
(Bu yazı böyle bir olay yaşanmadan,

bir çocuk gözyaşlarını kaybetmeden önce yazıldı.

Bir çoğumuz elinden oyuncağı alındığı için

kendisine az verildiğini düşündüğü dondurma için

parmağına ufacık kıymık battığı için

ağlayan , ağlatan çocuklardık.

 

Ama içinde yaşadığımız dünyanın bir yerlerinde

çocuklar ; yıkıma,kana ,bombalara,silahlara,ölümlere bakıyor.

Ve tek damla yaş dökmüyorlar artık bu hasta dünya için.

 

Peki siz söyleyin…

Artık ölüme dahi ağlayamayan bir çocuktan nasıl af dileriz.

Nasıl yaşarız?

Nasıl insan oluruz sözlükten çıkararak manasını?!

 

Ben söyleyeyim.

‘Umudumuz yaşımızdadır.’

Ne zaman ki çocuklar ölüme ağlayamayacak halden

bir çiçeğin kopmasına yaş dökecek durumda olacak.

Ne zaman ki insan insanlığı öğrenecek.

İşte o zaman umudun güçlü dalları topraktan gelecek.

O zamana kadar

‘Mezar çiçeği satanlar

ne de şanslılar’

 

“Gözyaşlarını Terk Eden Adam’ öyküsünü Ümran Dakniş’e ithaf ediyorum.

Yaşından öpüyorum güzel çocuk , o güzel gözlerin bir daha kötülük görmesin.)

halep

 

 

Yazar Hakkında
Toplam 17 yazı
hasangolbol
hasangolbol
Yorumlar (Yorum yapılmamış)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Bir Şeyler Ara