Merhabalar! Kendi sınırlarımı aşıp Bollywood kategorisine göz kırptığım bu yazının filmi Dabba- The Lunchbox- Sefertası. Popüler Hint filmlerinin aksine daha sakin daha kısa süren samimi bir film kendisi. Filme geçmeden önce artık öyle çok da sık karşımıza çıkmayan sefertaslarına değinelim: Bizim kültürümüzde ismini sefere giden askerlerden alan bu tasların Hint kültüründe de çok hoş bir yeri var. Hindistan’ın Bombay şehrinde 120 yıldır süren bir dabba sistemi var. Sefertaslarını alan kuryelerimiz işyerlerinde çalışan insanlar için eşlerinin, yemek şirketlerinin yaptığı yemekleri iletmekle görevliler. Günde 5000 sefertası taşıyan bu kuryelerin hata yapma oranları ise 8 milyonda 1. Bu oranı ise İsviçreli bilim adamlarından hallice “Harvard”lı araştırmacılar saptamış. İşte bu hataya denk gelen iki kişinin hikâyesi Dabba.

the-lunchbox-affiche_469077_185111

Başrollerinde Nimrat Kaur ve Irrfan Khan’ın oynadığı 2013 yapımı taze bir film.Yönetmenliğini ve senaristliğini Ritesh Batra’nın üstlendiği bu film Asya’da kazandığı ödüllerin yanı sıra 2013 Cannes Film Festivali ‘nde “Eleştirmenler Haftası İzleyici Seçimi” ödülüne de sahip. Konuya değinecek olursak;

İla evli ve bir çocuk annesi, maharetli bir kadın. Ancak kocasının kendisine olan ilgisizliği sonucu çaresizlik içine düşer. Derdini paylaştığı bir de komşusu var. Biz seyirciler olarak söz konusunu komşunun yüzünü göremiyoruz. Kendisi  “Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer” felsefesine dayanarak verdiği yemek tariflerini bağıra çağıra anlatmasıyla bana The Big Bang Theory’den  Mrs. Holowitz’i hatırlatmış idi. Belki esinlenmişlerdir kim bilir. Bu benzetmenin ardından devam edecek olursak; komşusundan aldığı yeni tarifleri kocası için bin bir beklenti ile sefertasına yerleştiren İla’nın yemekleri yanlış adres sahibi Saajan’a gider. Yemeğin yanlış kişiye gittiğini fark eden İla’nın yemeklerin tamamını yemesi sebebiyle yazdığı teşekkür notuna cevap gelir. Böylece bir çeşit mektup arkadaşlığı başlar.

lunchbox-filmdoktoru

Saajan’a değinecek olursak emekliliğine çok az kalmış bu adam yıllardır tek başına yaşamakta. Belki biraz da huysuz olarak niteleyebiliriz ancak İla ile tanışana kadar. İla’nın mutsuz evliliği kendisinin emeklilik sonrası düşeceği koca boşluk aynı döneme gelmektedir. İkisi de birbirine dertlerini anlatırken birbirlerine aslında ne kadar çok destek olduklarını fark ederler.

THE LUNCHBOX, (aka DABBA), Nimrat Kaur, 2013, ph: Michael Simmonds/©Sony Pictures Classics

İşte bu samimi mektuplaşma için filmin fragmanında “Hiç tanışmadığınız birine aşık olabilir misiniz?” şeklinde bir tanıtım yapmayı uygun görmüşler. Ancak ben filmin asıl mesajının bundan ötesi olduğu kanaatindeyim.  “Bazen yanlış tren sizi doğru istasyona götürür.”  İşte bu replik filmin bir nevi özeti aslında. İki insan arasındaki bu özel bağ günümüzde yok olmaya yüz tutmuş bir mektup arkadaşlığı gibi. Ali Ural “Posta Kutusundaki Mızıka”  adlı kitabında şöyle bahsediyor mektuplardan:

“…Mektuplar ağırlaşmış. Yanlış anlaşılır korkusuyla çekinip cümlelerden buruş buruş zarflar, bir daha, bir daha açılmış. Yaşanılan çağ ve çevre sızmış bütün mektuplara. Zengin kişilikler, derin anlayışlar, zarif titreşimler taşmış mektuplardan.

…Çünkü kâğıdın mektuba dönüşmesi, kurşunun altına dönüşmesinden daha az hayret verici değil. Mektuptan söz ettim; çünkü elinde tuttuğun kâğıt artık kâğıt değil.”

The Lunchbox

Filmde ikisinin de beklentileri yok birbirinden. İşte bu yüzden samimi olabiliyorlar bu kadar. Irrfan Khan ve Nimrat Kaur’un ciddi manada takdir edilesi oyunculukları bize bu duygusu hissettirebiliyor. Saajan’ın hayatındaki değişimlere şahit oluyoruz. O artık bir kız çocuğunun gülümsemesinde, hep aynı resimleri yapan ressamda farklı şeyler görüyor. İla ise kasvetli havasında farklı bir teneffüse sahip olmaktan mutlu. 1998 yapımlı “You’ve got a mail” isimli başrollerinde Meg Ryan ve Tom Hanks’in oynadığı bir film vardı.Her ne kadar çok parlak bir film olmasa da aklıma bir ara o geldi ama yok bu filmin cidden daha değişik bir havası var.

Bu arada filmde İla’nın resmen döktürdüğü yemekleri aç karnına izlemek sakıncalı olabilir. Baharatlarıyla ünlü bu şehrin insana aklını kaçırtabilecek kalabalığına da tren sahnelerinde şahit oluyoruz.104 dakika süren bu filmin size huzurlu bir mola getirmesi dileğiyle. İyi seyirler…